İngilizce Hikayem

İki defa hazırlık okudum. Lisede ve üniversitede.

Sonra 1 yıl İtalya’da ingilizce dersler aldım.

Fakat ingilizce sınavlardan (KPDS, ÜDS, YDS… her neyse işte,  her yıl ismi değişiyor) aldığım derece 45’i geçmedi. Yani orta seviyenin altındayım.

Konuşma becerisi derseniz bu kulvarda da vasat durumdayım.

Ama artık yumurta kapıya dayandı. Bu işi halletmeliyim. Bir yerden başlamalıyım.

Geçenlerde 2 yıl önce aldığım Suat Gürcan’ın gramer kitabının ilk sayfasına şunları yazmışım.

Kaç defa bir ingilizce okuma kitabını (1. seviye dahi olsa) sonuna kadar bitirdim. Kaç defa bir gramer kitabının son sayfasını gördüm. Kaç defa online bir eğitimi başından sonuna kadar bitirdim… Hiç!

Öyleyse sabırla bu kitabın son sayfanı göreceğim.

Fakat göremedim! Hatta aceleyle hareket ederek hızlı hızlı çalıştım notta tutmadım.

İşte netice itibariyle 2015’ten 2017’e birşey değişmeden gelmiş durumdayım.

Fakat yumurta kapıya dayandı. Bu işi halletmemim zamanı da geldi geçiyor. Bu cenazeyi ortadan kaldırmalıyım.

Peki nasıl?

Takibi de bu dramı bir tutkuya dönüştürerek. Sürekli ingilizce okuyarak. Sürekli ingilizce dinleyerek. Sürekli ingilizce düşünerek…

Yani bu düşmanı sindire sindire yeneceğiz hep beraber. Kesinlike sınav atlamak için çalışmayacağım. Artık sevdiğin bir hobi, tenefüs arasındaki oynadığım oyun, içtiğim çay, artık bir tutkum

Son Gelişmeler

Merhaba, hayırlı ramazanlar.

31 Mayıs 2016’da içinden çıkamadığım bir kargaşaya son vermek için kurduğum bu bloğa çalışmalarımla ilgili son yazımı 18 Ocak 2017’de yazmışım.

Yaklaşık 6 aydır yazamamışım. Neden?

En son Ocak ayında CCNA kampına girmiştim. Bu kampın benim için faydalı tarafları da oldu zararıda. Zaralı tarafından kendime ders çıkardım tabiki.

Bu kamptan sonra kampta yarım kalan konuları toparlayacaktım. Bu konulara ufak tefek baksamda çok yoğunlaşamadım. Şubat daha çok oğlum ve annemle ilgilenirken geçti.

Mart ve Nisan ayında anayasa değişikliği referandumu için yoğun çalışmalarım oldu. Bu çalışmalar sırasında CCNA sınavına hazırlandım.

Eğer girebilseydim bu hazırlık çalışmalarımla ilgili bir vlog yapacaktım fakat kurumdaki ödeme probleminden dolayı giremedim.

CCNA

CCNA sınavı için bir CCNA hazırlık kitabının yalanıp yutulması gerektiğini düşünüyordum. Yanılmışım. Dump ismi verilen soru bankalarını ezberleyip giriyorsunuz. Bu soruların anlaşılarak iyice sindirilmesi gerektiğini düşünmüştüm. Çok vakit alıyor. Ezberleyip geçmek mantıklı çünkü size çok lazım olmayacak ezber sorular geliyor.

Bende CCNA sınavının dumplarını buldum. İyice çalıştım. Tam girecektim baktım yeni dump çıkmış ve mevcut dumpa çalışarak girenler kalmış. Garantili dumplar var fakat 700-800 soru. Her soruya 1 dakika ayırsanız 13 saat aralıksız çalışmanız gerek.

9tut diye bir site var. Sınava girenler sorumları ve dumpları burada paylaşıyor. CCNA için şuan da tek forum ve kaynak neredeyse burası.

Referandum Sonrası

Referandumdan sonra izine çıktım. İzinde köyümdeydim. İnsanın memleketi gibisi yok. İzinden dönüşte tabi zor oldu.

İzinden dönüşte işe başlama ve ısınmada zor oldu. Rahata alışmıştım. Stres yoktu. Alarmlar, problemeler, gece çalışmaları vs. yoktu.

Hal böyle olunca ta ünivrersiteden beri aklımda olan bir konu yine gündeme geldi. Akademisyen mi olsam?

Akademisyenlik

Üniversitede 3 hocam üniversitede kalabileceğim konusunda beni teşvik etmişlerdi. Fakat ben bölümdeki hocaların profillerinden memnun değildim. Bir elektronik mühendisi piyasada ne iş yapar bilmiyorlardı. Ben de mezun olur olmaz üniversitede kalsaydım bu tecrübeden yoksun kalacaktım. Netice itibariyle sektör deneyimi kazandıktan sonra akademisyenliği düşünebileceğimi o hocalarıma söylemiştim. Hocalarda bu tercihimi makul bulmuştu.

2015 yılında ben yine stres yapmış ve akademisyen olmak için bir adım atmıştım. Hatta o dönem ingilizce kitap almış YDS’ye hazırlanmaya başlamıştım.

O dönem neden vazgeçtim çok hatırlamıyorum. Fakat 1-2 ay sonra konunun üstü kapanmıştı.

Akademisyenliği 3. defa meyil etmem bu bloğu kurmadan 2 ay önceydi. Ben yine işteki strese dayanamayıp akademisyen olma kararı vermiştim. O zaman 2 ay ALES’e hazırlanmıştım. ÖYP kaldırılmış yerine de ihtisaslaştırılmış ÖYP duyrulmuştu.

Bursa Teknik Üniversitesine ihtisaslaştırılmış ÖYP kapsamında robotik alanında çalışacak 10 kişi alacaktı. Hedefim netti. Ve tam da en çok zevk alarak uğraştığım alandı.

Fakat ALES’ten istediğim puanı alamadım.

İhtisaslaştırılmış ÖYP için alacakaları kişilerin çoktan alındığı söylendi.

Araştırma görevlisi arkadaşlarla konuştuğumda çok vahim bir tablo çizdiler.

Maaşım akademisyenlerin maaşından fazlaydı.

Ve ben vazgeçtim.

Akademisyenlikten vazgeçmiştim fakat robotikten vazgeçmemiştim. İşte o dönem elektroniktutkum.wordpress.com adıyla bu bloğu kurmuştum.

elektroniktutkum 31 Mayıs’tan 18 Haziran’a kadar devam etti. 18 Haziranda oğlum olmuştu. Ve kısa bir ara vermiştim.

Daha sonra hem oğlumdan dolayı taşıdığım sorumluluktan hemde o yazın sonunda katıldığım CCNP eğitiminden sonra çalıştığım alanda odaklanmış işler yapmak için elektroniktutkum’u networktutkum olarak değiştirdim.

İşteki çalıştığım alana yönelmem ve aldığım eğitimle işten daha çok zevk almaya başladım ve stresim azaldı. Böylelikle 3. akademisyenlik girişimiden tamamen vazgeçtim.

Bu 4. akademisyenlik girişimim daha ciddi. Ailem de teşvik ediyor ve istiyor. Hani belki memlekete daha yakın olurum diye.

Ve ben kendimi tanıdıkça akademisyenliğin benim fıtratıma daha uygun olduğunu düşünüyorum.

#İngilizceHikayem

Bu seferki girişimimde ALES’ten değilde YDS’den başlamak istedim. Nitekim hedef olarak YDS’ye daha uzağım ve daha fazla çalışmam gerekiyor.

İngilzice altyapım olmasına rağmen şimdiye kadar bu tarz seviye belirleme sınavlarından yüksek not alamadım. Bu konuda ingilizce dramımı okuyabilirsiniz.

Bu işi bu sefer halledeceğime inanıyorum. Nasıl mı? Tabiki de bu dramı bir tutkuya dönüştürerek. Sürekli ingilizce okuyarak. Sürekli ingilizce dinleyerek. Sürekli ingilizce düşünerek…

Tabiki sürekli ingilizce çalışamadım. Yani çalışmalarım konusunda tam düzeni oturtamadım. Neden mi? Gelin onu da anlatayım.

Bilgi Güvenliği Takımına Geçtim

3 yıldır network alanınna çalışıyorum. Fakat tuhaf bir şekilde networkün sadedce layer 2 katmanında kadar sorumluydum. Yani layer 3 network bileşenleri bilgi güvenliği takımındaydı. Ben sadece cihazlar arası kablo çekip vlan tanımlıyordum. Port aç port kapat yani. Bu durum bizi bir rehavete sokmuştur her zaman. Hatta yanımdaki arkadaş sırf bu yüzden işten ayrıldı diyebilirim.

Ben bu durumdan rahatsız olup müdürlerime durumu iletmiştim. Nitekim onlarda network tarafında hem işlerin az oluğunun hem de bizim sıkıldığımızın farkındaydılar.

Mayıs ayı ortasında beni Bilgi Güvenliği takımına aldılar. Daha doğrusu network ve bilgi güvenliği takımını birleştirdiler.

Hal böyle olunca ben bu akademisyenlik işinden ve ingilizceden biraz uzaklaştım. Güvenlik yeni bir heyecan ve gelişime çok açık bir alan.

Karmaşıklıklar

Güvenlik tarafına geçmem ile işler karıştı. Bir yanda gönlümde yatan yiğit network. Diğer yanda ingilizce ve akademisyenlik. Ve güvenlikte öğrenmem icap eden bir sürü iş…

Bunlar beni başa sardı. Yer imlerinde Güvenlik tab’ı aldında yeni bir klasör açtım. içine yeni yer imleri kaydetmeye başladım. Yeni e-book’lar bulup indirdim..

Bir saat bilgisayarın başında kalıp tek bir makale okumadan tek bir ingilizce kelime okumadan kalmaya başladım.

Ben de yine ismini koyamadığım o sendrom başlamıştı. Hatta başladı. (O nedenle bu yazıyı kaleme alıyorum)

Motivasyan olma çabaları

Güvenlik takımında adım adım ilerlemeye başlamışken akademisyenliğe karşı motivasyonumu kaybetmeye başladığımın farkındayım.

Kendimi motive etmek için yakın kurumlarda çalıştığımız ve ben gibi iş stresine dayanamayıp akademisyen olan eski ev arkadaşımda sık sık konuşmaya başladım. Ortamı, maaşı vs. sordum. Beni yakinen tanıdığı için şiddetle akademisyen olmamı tavsiye etti.

Akademisyen olursam yolun sonunu görüyorum. Profesör. Hedefler net. Çıktılar var. Makaleler. Kendine zaman ayıra biliyorsun. (En azından konuştuğum akademisyenler böyle söylüyor.) Daha soyurucu diye düşünerek motivasyonumu artırmaya çalıştım.

Sektör stresli. Sürdürülebilirlik zor mesele. Sürekli ağ büyüyor. Ne zaman çıkacağı belli olmayan problemler. Sürekli erişilebilir olmak.

10 yıl sonra nerdeyim sorusunun cevabı. Yönetici olmasan daha çok sorumluluk ve daha çok stres.

Zor öğrenen biriyim. Birilerine birşeyler anlatırken ben o işi zor anladığım için o kişininde zor anlayacağının farkındayım. Neresini anlayamayacak tahmin ediyorum.

Anlatmayı seviyorum. Öğrendiğim şeylerin dökümanını hazırlamaktan hep hoşladım. Blogları, eğitim dökümanlarını hep hoşlandığım için yazdım. İyi bir eğitmen olabilirim.

Netice itibariyle karakter olarak kendimi akademisyenliğe daha yakın hissediyorum. Fakat bu saaten sonra akademisyen camiasında yer alıp kendimi kabul ettirmem çok da kolay gözükmüyor.

Netice itibariyle bu insanlar eğitim işiyle ilgilendikleri için ben de kendimi zamanı gelince kabul ettirmek için hazırlıklı olmalıyım diye düşünüyorum. En azından network alanıdan bir eğitim verebilecek seviyede olmalıyım ve elektronik alannda temel konuları hatırlamalıyım. Maxwell denklemleri gibi. Diye düşünüyorum.

İşim zor. Sıralaycak olursam:

  1. Network. CCNA eksik konular
  2. CCNA sınava hazırlık (dump).
  3. Güvenlik
  4. İngilizce
  5. Akademisyenlik’te mülakatlar için şimdiden hazırlık. Eğitim içerikleri hazırlamak gibi.
  6. Open source projelerde yer alma isteği
  7. Network ve güvenlik lab’ı yapma isteği
  8. Networkrasi

İşte kafam da özellikle ilk 5 madde dolaşıp duruyor ve ben hiç birşey yapmadan bekliyorum.

Sabah kalkıyorum ve motivasyonum ne tarafa yakınsa ona yöneliyorum.

Rüzgar o gün nereden eserse o tarafa gidiyorum.

Peki bu gidişata ne zaman dur diyeceğim. Ne kadar devam edcek bu vaziyet böyle.

İşte bak sabaha kadar anca anlattım derdimi. (saat: 05:07)

Neyse bu durumun içinden çıkarsam kendime bir yol haritası çıkarabilirsem size de haber edeceğim.

Kalın sakin kafayla. İşlerinize odaklanın.

Networkrasi Doğdu

Aynı şeye inanan tutkulu insanların buluşması harikulade! Tutkulu insanların enerjisi sinerjiye dönüşür. Sinerji bulaşıcıdır. Sürükler!

Biz üç kafadar arkadaşız. Dostuz. Bugün dostluğumuzu pekiştirecek ve katma değer sağlayacak bir karar aldık. Networkrasi ekibini kurduk!

CCNA sınavına hazırlanmak için bir araya gelmiştik. Aynı meslek ile uğraşan 3 dost olarak. Beraber çalışmanın oluşturduğu heyecanı ve enerjiyi farkettik. Ve dedik ki hep buluşalım. Düzenli olarak buluşalım.

Eğer bunu gerçekleştirebilirsek inanıyorum üçümüz içinde önemli bir kırılma noktası olacak.

aa
17 Mart 2017 – Networkrasi’nin Kuruluşu (Kurtuba Kitap&Kahve, Ankara)

Konsept şöyle olacak. Her buluşma öncesi bir-iki konu belirleyeceğiz. Herkes o konuya çalışıp gelecek. Çalışamayanlara çalışanlar anlatacak. Sonra bir mekanda buluşacağız. O konularla ilgili bir senaryo yazacağız. Herkes münferit olarak o senaryoya göre network topolojisini çıkaracak ve config yapacak. İlk bitiren biriciliği kapacak.

Kafamdaki karmaşıklığı haritaladım

Bugün çok sevgili dostum, kardeşim İFÖ ile çay içiyorduk. Ben konuşurken ara ara duraksıyor, dalıp gidiyordum.

Bana sen çok dalgınsın dedi.

“Evet, çok dalgınım. Yapacak o kadar işim varki toparlayamıyorum bir türlü.” diye cevap verdim.

Ev, iş derken günler geçip gidiyor. Yapacaklar listemdeki bir işi tamamlamadan bir iş daha ekleniyor.

Evet çoğu savsakladığım işlerin sonradan gelip paçama yapıştığı doğrudur. Yapmam gereken işleri, eritmeye başlayacağım fakat o kadar çok ki nereden başlamam gerektiğini tam kestiremiyorum.

Yapacaklarımı hep bir yerlere  yazarım. Evernote‘a, wunderlist‘e, slack‘e, ajandama… Ama oradaki işleri bitirmem genelde günü kurtarmaktan ibaret oluyor. Niye diye sormayın. Bende anlamadım. Galiba bu to-do listler beni sınırlıyor. Büyük resmi görmeme engel oluyor diye düşünüyorum.

Bende İFÖ ile konuşurken aklıma zihin haritaları geldi. Yapmam gereken işleri zihin haritaları şeklinde oluşturabilirsem zihnimi meşgul eden o tüm işleri tek seferde görebilirim. Böylelikle zihnimin haritasını, daha doğrusu kafamın karmaşıklığını çıkarmış olurum.

Hemen app store’dan bir zihin haritası uygulaması indirdim. İndirdiğim zihin haritasında to-do listelere çevireceğim özellikte mevcuttu. İşte kafam!

Ekran Resmi 2017-03-11 02.14.10

Bu haritayı çıkarmam hiç vaktimi almadı. Fakat büyük resmi görmem, önceliklerime odaklanmam için bundan sonra referans alacağım inşallah. Artık tüm to-do list uygulamalarını siliyorum ve odaklanıyorum!

Ek dert paylaşayım! Nereden başlayacağımı bilemediğim için başlayamadığım işler vardı! Yani hep böyle işler oluyor zaten… Bunları emperyalist devletlerin yaptığı gibi böl-parçla-yut taktiği ile halletmeye başladım. Çok iyi neticeler aldım. Tavsiye ederim.

Off sende ne dertlesin beee. Nereden başlayacağımı bilemediğim için başlayamadığım işlermişmiş… Pehh. Hadi ordan…

Dİyebilirsiniz! Kendi baktığınız pencereden haklısınız. Fakat ne yapalım. Her insanın içinde kıramadığı parangaları vardır! Ben o içimdeki parangaları tespit edip kırmak için taktik geliştirmeye çalışıyorum.

Ben küçük meselelerin adamıyım. Bende böyleyim…

Bir iş, bitirilmesi için kendisine ayrılan sürenden daha kısa sürede biterse, tam anlamıyla bitirilmemiştir.

Şimdi okuyacaklarınız kampın gidişatı ve zaman yönetimi hakkındadır.

Daha önce detaycılığımdan ve detaycılığımın neden olduğu vakit kaybından bahsetmiştim. Bu olayın ardından vakit kazanmak için not almadan sadece konu altlarını çizerek kitabın yarısına kadar geldim.

Sonra 4 gün boyunca çeşitli nedenlerden maalesef zinciri kırdım.😣 Tabi burada tartışılması gereken ve zinciri kırmama neden olan şey; koyduğum hedef.

“Zinciri Kırma!” hedefi belirlerken “her gün 3 bölüm bitireceğim” demiştim. Fakat her bölüm farklı sayfalarda ve bitirmek zamanımı alıyor. Hedef belirlerken işe değil zamana odaklı hedef koymak gerekiyor. Mesala “Her gün 10 dakika kitap okuyacağım.”, “Her gün 5 saat CCNA konularını çalışacağım.” gibi.

Bu şekilde bir hedef koymak daha sahici ve günü planlama açısından daha verimli. Eğer 5 saat hedefi koysaydım sabah erken kalkar, öğlene kadar 5 saati doldurur sonra aileme diğer işlerime vakit ayırırdım. Fakat 3 bölüm bitireceğim deyince bölümleri bitirmek için sabahtan başlayıp gece yarılarına kadar çalışmak zorunda kalmazdım. Öbür yandan konuları bitirmek için “kendi kendine öğrenme” prensiplerimden ve not tutma hedefimden de uzaklaşmış oldum.

Kısacası günlük 3 bölüm hedefi tutkuyla değil hırsla koyulan bir hedef olmuş.

Öbür taraftan şu konuda gündeme geliyor. 12 günlük iznimde 13 konu, bunların lab’ları ve soruları mevcut. Tüm bunları kamp boyunca bitirmem için günde 3 konu çalışmalıydım. Fakat niçin kampta bitireyim? Eğer bir konu hakkıyla çalışıldığı zaman 5 saatimi alıyorsa niçin uyduruktan çalışarak 2 saate bitireyim.

Burada asıl üstünde durulması gereken şey:

“Bir iş ne kadar vakti hak ediyorsa abartmadan o vakti vermek.”

Genelde bizim insanımızda son dakikaya kadar birşey yapmayıp, günü yaklaşınca birden herşeyi halletme isteği maalesef bir işe vaktinden daha az vakit ayırmamıza neden oluyor. Mesela ben 3 yıldır CCNA’e hiç çalışmamışken 2 haftaya neden sıkıştırdım.

Yukarıdaki savım parkinson yasasına test düşüyor gibi görünüyor olabilir. Fakat parkinson yasasının eksiğini tamamlıyor:

Bir iş, bitirilmesi için kendisine ayrılan sürenden daha kısa sürede biterse, tam anlamıyla bitirilmemiştir.

Diğer bir mesela yukarıda bahsettiğim meseleyle paralel bir konu. Zaman yönetimi ve odaklanma.

Bir kitaba çalışırken -bölümü bitirme stresi altında- kitabı 20’şerli sayfalara ayırdım. Her 20 sayfa için 35 dakika ayırdım. Tahmin edebileceğiniz gibi 35 dakikada bitiremedim hatta ilk 20 sayfa tam bir günümü aldı. Çünkü içersinde lab çalışması vardı. Buraya kadar yukarıdaki konuyla örtüşüyor.

Diğer mesele odaklanma. 20 safaya yarım saat ayırıp sonra  1 gün sürünce çok fazla dikkatimin dağıldığını farkettim. Çünkü stress altında odaklanmak çok güç oluyor. Buna çözüm olarak 25’er dakikalık aralar ayarlayarak (pomodoro yöntemi) başka hiçbir şeyle ilgilenmeden konuya odaklandım. Bu yöntemi sevdim ve çok faydasını gördüm.

Diyeceğim o ki kampta sadece network öğrenmekten başka tecrübelerde elde ettim. Darısı bu tecrübeleri uygulayabilene…

Network_Tutkunu

Detaycılığıma Örnek

Malumunuz kamptayım.

Dün ve bugün yaşadıklarım şöyle:

Daha önce çalıştığım fakat öğrenmeyi öğrenme metoduyla öğrenmediğim için unuttuğum bir konuyu çalışıyorum. Bilenler bilir; data link katmanı ve ethernet standartları. Yani osi referans modelinin 2. katmanı.

Dünden beri çalışıyorum çalışıyorum fakat konuyu hala bitiremedim.

Çalıştığım iki kitapta üstün körü anlatmış. Ezber ifadeler kullanmış.

Fakat ben arka tarafta işler nasıl dönüyor merak ediyorum.

Elimdeki basılı 2 kaynaktan, soft 3-4 kaynaktan ve internetten olmak üzere bir çok kaynaktan çalıştım. Konuyu nihayet toparladım.

Tabi internetten çalışınca bazı çekişkili konular daha çok kafamı kurçaladı.

Mesela layer 4’te yapılıyor diye bildiğim “flow kontrolü” layer 2 de yapılıyor diyen olmuş.

Üstün körü anlatan kitaplarda konuya çok değinmemiş teğet geçmiş.

Velhasıl kelam uzun uğraşlar sonucu flow kontrolün layer 2’de mi yoksa layer   4’te mi yapıldığı konusu ihtilaflı olduğunu fakat cisco’nun layer 4’te kabul ettiğini öğrendim.

Fakat tüm bunları irdelerken 2 günüm malesef bir konuya gitti.

Detaycı biri olduğumu daha önce paylaşmıştım. Müdürümde detaya takılıp sonuç odaklı olamamdan yakınır.

Ne yapayım en azından geçde olsa içime sinen sonuçlar elde ettim.

İyi mi ettim kötü mü ettim bilmiyorum. Fakat önümüzdeki ünitelerde sadece basılı 2 kaynaktan çalışıp çelişkilere ve kafama takılan mevzulara sonra bakacağım.

Zaten bu layer 2 ve ethernet anlamakta zorlandığım fakat en çok meşgul olduğum iki konuydu.

Yinede iyi oldu. Öğrendim.